Dersimiz Juno
Peyniri çok severim, gecenin bir yarısı ekmeksiz peynir kemiriyorum. Hem yazıyorum, hem yiyorum.
Tarık, Juno’nun “Little Miss Sunshine” ekolünden olduğunu söylemişti .
Bence ilgisi yok. Yiğit’e haksızlık yapmış oldu.
Juno, Little Sunshine gibi midemize bi yumruk çakmıyor. Karakterleri looser filan diil. Herkes güzel, filmde bi tane kötü yok.
Aq, sanki filmi Arzu Film çekmiş. Düşünün Juno’nun üvey annesi Adile Naşit, babası Münir Özkul.
Filmin mesajını 2 dakka düşündüm yine de “ilerici” bi husus göremedim. Eh, 2 dakika yeter, daha derinde bi şeyler varsa da canı cehenneme.
Film “Ölü Ozanlar Derneği”, “Kadın Kokusu” kadar bile diil. Ara ara umut vermedi de değil: Misal Juno’nun babasıyla, bebeğini vereceği aileye gittiği sahne filan. Juno’lar (Canolar gibi oldu:) Amerikan standartlarına göre fakirdi, öteki aile zengindi, sterildi...
Evde bir iki espiri sokuşturuldu araya ama... Cheer leader kızlarla, onları beğenen erkeklerle, okulla filan dalga geçildi ama... 10 mumluk ampül gibi, sadece etrafını aydınlattı. Sadece tuvaletin tavanını, klozete yaklaşamadık bile.
Devam edelim: Juno, bebeğini vereceği ailedeki adama aşık olur filan diye bekledik, o da olmadı. Yani film şeker gibi bitti, gökten üç elma düştü, hatta 4. Herkes nasiplendi, mutlu oldu. Keşke g*tten düşseydi o elmalar, öyle olsun istedik.
Bebeği doğurması, kürtajdan korkması muhafazar tarafı. Bebeği evlatlık vermesi zevahiri kurtaramadı.
Film kekeledi, tırstı... Amelie filan geldi aklıma...
Yani işin gerçeği, 16 yaşında kızının hamile olduğunu öğrenen bir ailenin bu kadar hoş görülü olmasının, “modern” olmasının artık haber değeri yok.
“Black Snake Moan”dan sonra beni hayal kırıklığına uğratmış, kandırmış ikinci filmdir. IMDB notunun 8,3 olması ayıptır. 7 hakkıdır.
Ellen Page, ikinci Natalie Portman’dır, buradan ilgilileri uyarıyorum: Leon’un devam filmini bu kızlan çekebilirsiniz...
Oscar almamalı, almamalı, almamalı....

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder